Uzay Çok Büyük ve Her Şey Çok Uzakta: Nükleer Roket Bilimi

Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
#1
Güneş sisteminin daha ilerisine ulaşabilmek için en ideal yöntem nükleer güç olabilir mi?
NASA ve SpaceX gibi şirketlerin hedeflerinin arasında Mars’ta mürettebatlı görevler yapmak var. Ancak günümüzde kullanılan modern roketler sandığınız kadar hızlı değil.
İnsanlık olarak pek çok sebepten ötürü daha hızlı uzay araçlarına ve uzay roketlerine ihtiyaç duymaktayız. Ancak geleneksel yakıt kullanan ya da güneş enerjisi kullanan elektrikli roketler, bizleri oldukça kısıtlamakta. İnsanlık olarak ihtiyaç duyduğumuz hızı bize verebilecek olan roketler ise nükleer yakıtlara sahip roketler olabilir.
Aslına bakacak olursanız nükleer roketler yeni konuşulan ve yeni keşfedilen konular değil. Ancak uzun yıllar boyunca, nükleer uzay uçuşlarını düzenleyen yasalar bu çalışmaların önüne engel koyuyordu. Geçtiğimiz yıl bu yasaların değişmesinin ardından, bu yeni nesil nükleer roketler tekrardan gündeme gelmeye başladı.
Roketlerde Neden Daha Fazla Hıza İhtiyacımız Var?
Bir uzay yolculuğu yapmanın ilk adımı o uzay gemisini yörüngeye sokmaktır. Uzay gemileri bu hedefi gerçekleştirebilmek adına fırlatma roketleri kullanır. Bu roketler oldukça büyük yakıt tanklarına ve motorlara sahiptir. Dünyamızın yer çekimi kısıtlamaları nedeni ile, bu geleneksel yöntemin öngörülebilir bir gelecekte kalkması muhtemel değil gibi görünmekte.
Bir uzay gemisi için işlerin ilginç hale gelmeye başladığı nokta ise, aslında geminin uzaya ulaşmasının ardından başlıyor. Uzay gemilerinin Dünya’nın yer çekiminden kaçmak ve derin uzay (Uzayda uzak noktalar) hedeflerine ulaşmak için ek hızlanmaya ihtiyaçları var. Konuşulan yeni nesil teorilere göre, bu noktada ise nükleer sistemler devreye girecek. İnsanlık olarak Ay ve Mars’tan başka bir şey keşfetmek istiyorsak, şimdiki teknolojiye bakacak olursak bu yöntemden başka bir çözümümüz yok gibi görünüyor. Uzay çok büyük ve her şey çok uzakta. Bu durum da bizi daha hızlı olmak zorunda bırakıyor. Uzun mesafeli uzay uçuşlarında daha hızlı olmamızı gerektiren iki temel sebep var. Bunlar güvenlik ve zaman.
Örnek verecek olursak Mars’a yolculuk yapan bir astronot çok yüksek radyasyon seviyelerine maruz kalabilir. Bunun sebebi uzaydaki radyasyon seviyesinin yüksek olması. Bu durumda yolculuk yapan bir astronot kanser ve kısırlık gibi oldukça ciddi ve uzun süreli sağlık sorunlarıyla karşılaşabilir. Bu noktada gelişen teknolojinin yardımı ile astronotlara radyasyon kalkanı her ne kadar yardımcı oluyor olsa da kalkanın oldukça ağır olması durumu, sürekliliği sekteye uğratmakta. Bu noktada uzayda yolculuk eden astronotlar için bir başka çözüm ise; gidilecek olan yere daha hızlı ulaşmak.
Uzayda gidilecek olan yere daha hızlı gidilebilmesinin tek faydası astronotların sağlığı değil. Uzayda elde edebileceğimiz hızın bize getireceği bir diğer avantaj ise yapılan araştırmalara hız kazandırmak. Uzay ajansları için araştırmaları sırasında kısa zamanda veri almak oldukça önemli bir konu. Geçtiğimiz zamanlarda Neptün’e gönderilen Voyager 2 uzay aracının hedeflenen noktaya ulaşması tam 12 yıl sürdü. Voyager 2, görevi esnasında inanılmaz fotoğraflar çekerek uzayı daha iyi tanımamıza yardımcı oldu. Ancak Voyager 2 daha iyi bir itiş gücüne sahip olmuş olsaydı, gök bilimciler bu fotoğraflara yıllar önce ulaşabileceklerdi ve bu durum uzay alanında yaptığımız çalışmalara ve gelişmelere doğrudan etki edecekti.
[Resim: N%C3%BCkleer-roket-Saturn-V-591x480.jpg]SATÜRN V ROKETİ 363 FEET (110. 6424M) BOYUNDAYDI VE ÇOĞUNLUKLA YAKIT DEPOSUNDAN İBARETTİ.
Günümüz Sistemleri
Günümüzde yer alan uzay gemilerinin, Dünya’nın yer çekiminden uzaklaşmalarının ardından uzayda ilerleyebilmek adına dikkat etmeleri gereken 3 adet husus bulunmakta.
  • İtme: Bir sistemin gemiyi ne kadar hızlandırabileceğini ifade eder.

  • Kütle verimliliği: Bir sistemin belirli bir miktarda yakıt için ne kadar itme gücü üretebileceğini temsil eder

  • Enerji yoğunluğu: Belirli bir miktardaki yakıtın ne kadar enerji üretebileceğini ifade eder.
Günümüzde en yaygın kullanılan itiş sistemleri, şimdilik kimyasal itiş sistemlerinden ibaret. Kimyasal itiş sistemleri, düzenli olarak yakıt yakan ve güneş enerjisi ile çalışan elektrikli sistemlerdir.
Kimyasal İtiş Sistemleri
Kimyasal itiş sistemleri ciddi anlamda yüksek itiş gücü sağlamaktadır. Ancak ne yazık ki bu itiş sistemine sahip roketler yeterince verimli değiller. Bunun temel sebebi ise yakıtın yeteri kadar yoğun olmaması. Astronotları Ay’a götüren meşhur Satürn V roketi, kalkışı esnasında 35 milyon Newton güç üretti. Satürn V roketi toplamda 950.000 (yaklaşık 1.270 ton) galon yakıt taşıdı. Taşınan bu yakıtın büyük bir kısmı ise, roketin yörüngeye sokulması sırasında kullanıldı. Bu, oldukça basit ve ciddi bir sınırlamayı bizlere açıkça göstermektedir. Uzayda herhangi bir yere ulaşabilmek, günümüz teknolojileri ile ulaşabilmek adına oldukça çok yakıt gerektirmektedir ve bu da paralelinde üretilen roketlerin ağırlığını ve boyutlarını etkilemekte.
Elektrikli İtiş Sistemleri
Elektrikli itiş sistemleri, güneş panellerinden elde edilen elektriği kullanarak rokete itiş gücü sağlar. Bu yöntemi kullanmanın en yaygın yolu; ana iticilerin içerisinde iyonları hızlandırmak için elektrik alanı kullanmak. Bu yöntem genellikle uydulara güç sağlamak için kullanılır. Elektrikli itiş sistemleri, kimyasal itiş sistemlerine oranla beş kat daha fazla kütle verimliliğine sahiptir. Ancak buna karşılık elektrikli itiş sistemleri çok daha az itme gücü üretmekteler. Elektrikli itiş sistemlerinin üretmiş olduğu ortalama itiş gücü üç newton. Bu itiş gücü bir arabayı saatte ortalama 100 km hızlandırmak için ancak yeterli. Güneşten elde edilen enerji kaynağı her ne kadar sonsuz olsa da; güneşten uzaklaşıldıkça verimlilik azalmakta.
Nükleer İtiş Sistemleri
Nükleer enerjiye sahip roketlerin ümit vermesinin sebeplerinden ilki; sahip olduğu inanılmaz enerji yoğunluğu. Nükleer reaktörlerde kullanılan uranyum yakıt, tipik kimyasal iticiye sahip bir roketten 4 milyon kat daha yüksek enerji yoğunluğuna sahiptir. Bu durumda uzayda az miktarda uranyum taşımak, yüz binlerce galon yakıt taşımaktan roketleri kurtarmakta.
[Resim: N%C3%BCkleer-Roket-Motoru-603x480.jpg]NÜKLEER ROKET MOTORU
Nükleer İçin İki Seçenek
Mühendisler uzay yolculukları için şimdilik iki adet ana tip nükleer tasarlamış durumda.
Nükleer Termal İtici Sistemler
Tasarlanan ilk tip nükleer sisteme nükleer termal itici adı verilmekte. Bu sistemler oldukça ciddi güce sahipler ve orta derecede verimli olarak tanımlanmaktalar. Bu sistemde amaç, hidrojen vb. bir gazı ısıtmak. Buna benzer bir işlem şu an için halihazırda nükleer denizaltılarında bulunmakta. Söz konusu bu denizaltıları gerekli işlemi yapabilmek adına küçük bir füzyon reaktörü kullanmakta. Bu ve benzeri bir yöntem ile Mars’a gönderilen bir roket, geleneksel yakıt kullanan bir rokete göre mevcut görevini %20 ila %25 oranında daha hızlı yerine getirebilir.
Nükleer Tabanlı Elektrikli Roket Sistemleri
Uzay yolculukları için tasarlanan ikinci tip nükleer roket sistemlerine ise, nükleer elektrik sistemi denir. Günümüzde henüz nükleer elektrik sistemine sahip herhangi bir araç inşa edilmedi. Bu sistemin altında yatan fikir ise; ana elektrikli itici sistemine gerekli elektrik gücünü sağlamak adına, füzyon reaktörü kullanmak. Şimdilik teoride kalan bu sistem, kendine hayat bulursa nükleer termal itici sistemlerden yaklaşık olarak üç kat daha fazla güç üretebilir. Bu noktada nükleer reaktör çok fazla güç üretebildiğinden, birden fazla elektrikli iticiyi aynı anda çalıştırılarak muazzam bir itme kuvveti elde edilebilir.
Nükleer elektrik sistemleri, uzun menzilli uzay görevleri için oldukça iyi bir seçim. Güneş enerjisine ihtiyaç duymayan bu sistem, gerek sahip olduğu yüksek verimlilik açısından, gerekse sahip oldukları itiş gücü açısından son derece ümit verici bir yöntem. Ancak nükleer elektrikli roket sistemleri her ne kadar ümit vaat edici olsa da ortada bu sistemler adına çözülmeyi bekleyen pek çok teknik sorun mevcut.
Neden Henüz Nükleer Roketler Yok?
Nükleer termal itiş sistemleri 1960’lardan beri incelenmiş ancak henüz uzaya çıkmamış sistemlerdir. ABD’de ilk olarak 1970 yıllarında uygulanan düzenlemeler sebebi ile yapılacak olan herhangi bir nükleer uzay görevi öncesinde, görevi yapacak olan kuruluşun, birden fazla devletten ve başkanlarından açık onay alması gerekliydi. Bu durum gerçekleştirilecek olan projelerin siyasi sebeplerden dolayı gerçekleşmesine engel olmaktaydı. Nükleer roket sistemlerinin günümüzde hala olmayışının sebeplerinden bir diğeri ise nükleer roket sistemleri için finansman eksikliğinin yaşanması. Başta bu ve bunun gibi sebepler nükleer reaktörlerin uzayda kullanımının gelişimini engelledi.
2019 yılının ağustos ayında Trump yönetiminin düzenlediği yeni başkanlık muhtırası ile her şey değişti. Yayınlanan yeni muhtıra sayesinde, yapılan nükleer çalışmalar yeterince güvenli tutulduğu takdirde, görece az miktarlarda nükleer maddeye sahip projelerde, misyonların çok kurumlu onay sürecini atlamasının önü açıldı. Yayınlanan bu muhtıra ile birlikte NASA, 2019 yılının bütçesinde nükleer termal sistemler geliştirmek adına, 100 milyon dolar bütçe desteği aldı.
Uzay roketlerindeki yakıt konusunda 60 yılı aşkın süredir radikal bir değişiklik ne yazık ki göremiyorduk. Ancak görünen o ki; ABD başkanı Trump’ın ekibi tarafından yayınlanan bu yeni muhtıra sayesinde, önümüzdeki birkaç on yıl içerisinde hatta belki de on yıl içerisinde nükleer enerjiye sahip bir roketi uzayda görebiliriz. Bu heyecan verici gelişme uzay çağında yepyeni bir dönemin başlangıcı olacak.
Cevapla
#1
Güneş sisteminin daha ilerisine ulaşabilmek için en ideal yöntem nükleer güç olabilir mi?
NASA ve SpaceX gibi şirketlerin hedeflerinin arasında Mars’ta mürettebatlı görevler yapmak var. Ancak günümüzde kullanılan modern roketler sandığınız kadar hızlı değil.
İnsanlık olarak pek çok sebepten ötürü daha hızlı uzay araçlarına ve uzay roketlerine ihtiyaç duymaktayız. Ancak geleneksel yakıt kullanan ya da güneş enerjisi kullanan elektrikli roketler, bizleri oldukça kısıtlamakta. İnsanlık olarak ihtiyaç duyduğumuz hızı bize verebilecek olan roketler ise nükleer yakıtlara sahip roketler olabilir.
Aslına bakacak olursanız nükleer roketler yeni konuşulan ve yeni keşfedilen konular değil. Ancak uzun yıllar boyunca, nükleer uzay uçuşlarını düzenleyen yasalar bu çalışmaların önüne engel koyuyordu. Geçtiğimiz yıl bu yasaların değişmesinin ardından, bu yeni nesil nükleer roketler tekrardan gündeme gelmeye başladı.
Roketlerde Neden Daha Fazla Hıza İhtiyacımız Var?
Bir uzay yolculuğu yapmanın ilk adımı o uzay gemisini yörüngeye sokmaktır. Uzay gemileri bu hedefi gerçekleştirebilmek adına fırlatma roketleri kullanır. Bu roketler oldukça büyük yakıt tanklarına ve motorlara sahiptir. Dünyamızın yer çekimi kısıtlamaları nedeni ile, bu geleneksel yöntemin öngörülebilir bir gelecekte kalkması muhtemel değil gibi görünmekte.
Bir uzay gemisi için işlerin ilginç hale gelmeye başladığı nokta ise, aslında geminin uzaya ulaşmasının ardından başlıyor. Uzay gemilerinin Dünya’nın yer çekiminden kaçmak ve derin uzay (Uzayda uzak noktalar) hedeflerine ulaşmak için ek hızlanmaya ihtiyaçları var. Konuşulan yeni nesil teorilere göre, bu noktada ise nükleer sistemler devreye girecek. İnsanlık olarak Ay ve Mars’tan başka bir şey keşfetmek istiyorsak, şimdiki teknolojiye bakacak olursak bu yöntemden başka bir çözümümüz yok gibi görünüyor. Uzay çok büyük ve her şey çok uzakta. Bu durum da bizi daha hızlı olmak zorunda bırakıyor. Uzun mesafeli uzay uçuşlarında daha hızlı olmamızı gerektiren iki temel sebep var. Bunlar güvenlik ve zaman.
Örnek verecek olursak Mars’a yolculuk yapan bir astronot çok yüksek radyasyon seviyelerine maruz kalabilir. Bunun sebebi uzaydaki radyasyon seviyesinin yüksek olması. Bu durumda yolculuk yapan bir astronot kanser ve kısırlık gibi oldukça ciddi ve uzun süreli sağlık sorunlarıyla karşılaşabilir. Bu noktada gelişen teknolojinin yardımı ile astronotlara radyasyon kalkanı her ne kadar yardımcı oluyor olsa da kalkanın oldukça ağır olması durumu, sürekliliği sekteye uğratmakta. Bu noktada uzayda yolculuk eden astronotlar için bir başka çözüm ise; gidilecek olan yere daha hızlı ulaşmak.
Uzayda gidilecek olan yere daha hızlı gidilebilmesinin tek faydası astronotların sağlığı değil. Uzayda elde edebileceğimiz hızın bize getireceği bir diğer avantaj ise yapılan araştırmalara hız kazandırmak. Uzay ajansları için araştırmaları sırasında kısa zamanda veri almak oldukça önemli bir konu. Geçtiğimiz zamanlarda Neptün’e gönderilen Voyager 2 uzay aracının hedeflenen noktaya ulaşması tam 12 yıl sürdü. Voyager 2, görevi esnasında inanılmaz fotoğraflar çekerek uzayı daha iyi tanımamıza yardımcı oldu. Ancak Voyager 2 daha iyi bir itiş gücüne sahip olmuş olsaydı, gök bilimciler bu fotoğraflara yıllar önce ulaşabileceklerdi ve bu durum uzay alanında yaptığımız çalışmalara ve gelişmelere doğrudan etki edecekti.
[Resim: N%C3%BCkleer-roket-Saturn-V-591x480.jpg]SATÜRN V ROKETİ 363 FEET (110. 6424M) BOYUNDAYDI VE ÇOĞUNLUKLA YAKIT DEPOSUNDAN İBARETTİ.
Günümüz Sistemleri
Günümüzde yer alan uzay gemilerinin, Dünya’nın yer çekiminden uzaklaşmalarının ardından uzayda ilerleyebilmek adına dikkat etmeleri gereken 3 adet husus bulunmakta.
  • İtme: Bir sistemin gemiyi ne kadar hızlandırabileceğini ifade eder.

  • Kütle verimliliği: Bir sistemin belirli bir miktarda yakıt için ne kadar itme gücü üretebileceğini temsil eder

  • Enerji yoğunluğu: Belirli bir miktardaki yakıtın ne kadar enerji üretebileceğini ifade eder.
Günümüzde en yaygın kullanılan itiş sistemleri, şimdilik kimyasal itiş sistemlerinden ibaret. Kimyasal itiş sistemleri, düzenli olarak yakıt yakan ve güneş enerjisi ile çalışan elektrikli sistemlerdir.
Kimyasal İtiş Sistemleri
Kimyasal itiş sistemleri ciddi anlamda yüksek itiş gücü sağlamaktadır. Ancak ne yazık ki bu itiş sistemine sahip roketler yeterince verimli değiller. Bunun temel sebebi ise yakıtın yeteri kadar yoğun olmaması. Astronotları Ay’a götüren meşhur Satürn V roketi, kalkışı esnasında 35 milyon Newton güç üretti. Satürn V roketi toplamda 950.000 (yaklaşık 1.270 ton) galon yakıt taşıdı. Taşınan bu yakıtın büyük bir kısmı ise, roketin yörüngeye sokulması sırasında kullanıldı. Bu, oldukça basit ve ciddi bir sınırlamayı bizlere açıkça göstermektedir. Uzayda herhangi bir yere ulaşabilmek, günümüz teknolojileri ile ulaşabilmek adına oldukça çok yakıt gerektirmektedir ve bu da paralelinde üretilen roketlerin ağırlığını ve boyutlarını etkilemekte.
Elektrikli İtiş Sistemleri
Elektrikli itiş sistemleri, güneş panellerinden elde edilen elektriği kullanarak rokete itiş gücü sağlar. Bu yöntemi kullanmanın en yaygın yolu; ana iticilerin içerisinde iyonları hızlandırmak için elektrik alanı kullanmak. Bu yöntem genellikle uydulara güç sağlamak için kullanılır. Elektrikli itiş sistemleri, kimyasal itiş sistemlerine oranla beş kat daha fazla kütle verimliliğine sahiptir. Ancak buna karşılık elektrikli itiş sistemleri çok daha az itme gücü üretmekteler. Elektrikli itiş sistemlerinin üretmiş olduğu ortalama itiş gücü üç newton. Bu itiş gücü bir arabayı saatte ortalama 100 km hızlandırmak için ancak yeterli. Güneşten elde edilen enerji kaynağı her ne kadar sonsuz olsa da; güneşten uzaklaşıldıkça verimlilik azalmakta.
Nükleer İtiş Sistemleri
Nükleer enerjiye sahip roketlerin ümit vermesinin sebeplerinden ilki; sahip olduğu inanılmaz enerji yoğunluğu. Nükleer reaktörlerde kullanılan uranyum yakıt, tipik kimyasal iticiye sahip bir roketten 4 milyon kat daha yüksek enerji yoğunluğuna sahiptir. Bu durumda uzayda az miktarda uranyum taşımak, yüz binlerce galon yakıt taşımaktan roketleri kurtarmakta.
[Resim: N%C3%BCkleer-Roket-Motoru-603x480.jpg]NÜKLEER ROKET MOTORU
Nükleer İçin İki Seçenek
Mühendisler uzay yolculukları için şimdilik iki adet ana tip nükleer tasarlamış durumda.
Nükleer Termal İtici Sistemler
Tasarlanan ilk tip nükleer sisteme nükleer termal itici adı verilmekte. Bu sistemler oldukça ciddi güce sahipler ve orta derecede verimli olarak tanımlanmaktalar. Bu sistemde amaç, hidrojen vb. bir gazı ısıtmak. Buna benzer bir işlem şu an için halihazırda nükleer denizaltılarında bulunmakta. Söz konusu bu denizaltıları gerekli işlemi yapabilmek adına küçük bir füzyon reaktörü kullanmakta. Bu ve benzeri bir yöntem ile Mars’a gönderilen bir roket, geleneksel yakıt kullanan bir rokete göre mevcut görevini %20 ila %25 oranında daha hızlı yerine getirebilir.
Nükleer Tabanlı Elektrikli Roket Sistemleri
Uzay yolculukları için tasarlanan ikinci tip nükleer roket sistemlerine ise, nükleer elektrik sistemi denir. Günümüzde henüz nükleer elektrik sistemine sahip herhangi bir araç inşa edilmedi. Bu sistemin altında yatan fikir ise; ana elektrikli itici sistemine gerekli elektrik gücünü sağlamak adına, füzyon reaktörü kullanmak. Şimdilik teoride kalan bu sistem, kendine hayat bulursa nükleer termal itici sistemlerden yaklaşık olarak üç kat daha fazla güç üretebilir. Bu noktada nükleer reaktör çok fazla güç üretebildiğinden, birden fazla elektrikli iticiyi aynı anda çalıştırılarak muazzam bir itme kuvveti elde edilebilir.
Nükleer elektrik sistemleri, uzun menzilli uzay görevleri için oldukça iyi bir seçim. Güneş enerjisine ihtiyaç duymayan bu sistem, gerek sahip olduğu yüksek verimlilik açısından, gerekse sahip oldukları itiş gücü açısından son derece ümit verici bir yöntem. Ancak nükleer elektrikli roket sistemleri her ne kadar ümit vaat edici olsa da ortada bu sistemler adına çözülmeyi bekleyen pek çok teknik sorun mevcut.
Neden Henüz Nükleer Roketler Yok?
Nükleer termal itiş sistemleri 1960’lardan beri incelenmiş ancak henüz uzaya çıkmamış sistemlerdir. ABD’de ilk olarak 1970 yıllarında uygulanan düzenlemeler sebebi ile yapılacak olan herhangi bir nükleer uzay görevi öncesinde, görevi yapacak olan kuruluşun, birden fazla devletten ve başkanlarından açık onay alması gerekliydi. Bu durum gerçekleştirilecek olan projelerin siyasi sebeplerden dolayı gerçekleşmesine engel olmaktaydı. Nükleer roket sistemlerinin günümüzde hala olmayışının sebeplerinden bir diğeri ise nükleer roket sistemleri için finansman eksikliğinin yaşanması. Başta bu ve bunun gibi sebepler nükleer reaktörlerin uzayda kullanımının gelişimini engelledi.
2019 yılının ağustos ayında Trump yönetiminin düzenlediği yeni başkanlık muhtırası ile her şey değişti. Yayınlanan yeni muhtıra sayesinde, yapılan nükleer çalışmalar yeterince güvenli tutulduğu takdirde, görece az miktarlarda nükleer maddeye sahip projelerde, misyonların çok kurumlu onay sürecini atlamasının önü açıldı. Yayınlanan bu muhtıra ile birlikte NASA, 2019 yılının bütçesinde nükleer termal sistemler geliştirmek adına, 100 milyon dolar bütçe desteği aldı.
Uzay roketlerindeki yakıt konusunda 60 yılı aşkın süredir radikal bir değişiklik ne yazık ki göremiyorduk. Ancak görünen o ki; ABD başkanı Trump’ın ekibi tarafından yayınlanan bu yeni muhtıra sayesinde, önümüzdeki birkaç on yıl içerisinde hatta belki de on yıl içerisinde nükleer enerjiye sahip bir roketi uzayda görebiliriz. Bu heyecan verici gelişme uzay çağında yepyeni bir dönemin başlangıcı olacak.
Cevapla


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  USB 4: Daha Yüksek Hız, Daha Büyük Bant Genişliği Admin 0 190 07-31-2020, 11:52 AM
Son Yorum: Admin
  İlk 7 nm Intel işlemciler adeta hayal oldu, büyük erteleme geldi Admin 0 196 07-24-2020, 12:24 PM
Son Yorum: Admin
  James Webb Uzay Teleskobu, Ekim 2021’de Faaliyete Geçecek Admin 0 202 07-20-2020, 03:34 PM
Son Yorum: Admin
  Intel, 2 Eylül Tarihi İçin ‘Büyük Planlar’ Yapıyor Admin 0 282 07-17-2020, 04:03 PM
Son Yorum: Admin
  Rocket Lab, 13. Uzay Görevinde Roketini ve Taşıdığı Uyduları Kaybetti Admin 0 215 07-06-2020, 04:57 PM
Son Yorum: Admin

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi